info@atkhukuk.com
Kartaltepe Mah. Limon Çiçeği Sok. No:21/7 Bakırköy-İstanbul
Follow us:
info@atkhukuk.com
KARTALTEPE MAH. LİMON ÇİÇEĞİ SOK. NO:21/7 BAKIRKÖY-İSTANBUL
Bizi takip et:
DELİL TESPİTİ
DELİL TESPİTİNİN TANIMI, AMACI VE KONUSU
Av. Metin Deniz AKDAĞ
HMK m:400 ile 406 arası düzenlenen delil tespiti kurumu hakkında kanunda belirli bir tanımlama bulunmamasına rağmen delil tespitinin kanunda belirtilen koşulları ve amacı bakılarak şöyle bir tanımlama yapabilmek mümkündür.
“Delil tespiti, ileride açılacak bir davada kullanılacak olan veya derdest olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş bulunan delillerin, kaybolması veya ispat gücünün azalması gibi tehlikeleri bertaraf etmek amacıyla, normal zamanından (tahkikat zamanından) daha önce incelenmesini veya mevcut bir durumun muhafaza edilmesini sağlayan usulî bir kurumdur.”
Dava konusu olan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddî hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı olayların doğru olup olmadığının tespiti ve taraflarca ispatı sonucunda mümkün olur. Bu bakımdan, dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı olayların var olup olmadıkları hakkında mahkemede kanaat uyandırması gerekir. Söz konusu vakıaların ispatı için başvurulan vasıtalar ise delillerdir.  Şu halde dava açıldıktan ve dilekçe ve iddialar sunulduktan sonra tarafların bu dilekçelerde ileri sürmüş oldukları hususları ispat etmeleri gerekecektir. Davacı iddiasını ispata yarayacak delilleri HMK m:119 uyarınca dava dilekçesinde göstermek zorundadır.
Ülkemizdeki yargı sisteminde, delillerin toplanması ve değerlendirilmesi aşamasına geçilene kadar uzun süreler geçmekte olup, bu süre zarfında yargılama konusu delillerin tamamen ortadan kalkması, kaybolması ve delil niteliğini kaybetme ihtimalleri mevcut olmaktadır. Dava konusu delillerin tahkikat aşamasında elde edilememesi, iddiacının iddiasını ispat edememesine sebebiyet verecektir. Böyle bir tehlikeye karşı ileride açılacak veya açılmış olan bir dava ile ilgili delillerin bazı şartlar altında zamanından önce toplanıp güvence altına alınmasını sağlaması ihtiyacını karşılamak üzere delil tespiti kurumu HMK 400- 406 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Delil tespitinin uygulama alanı medeni yargılama hukuku ile sınırlı olmayıp idare hukukunda ve noterlik hukukunda da delil tespitine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
Delil tespiti, davalı tarafından sübjektif hakkı ihlâl edilen veyahut tehlikeye sokulan, kendisinden haksız bir talepte bulunulan davacının, mahkemeden hukukî himaye istemesidir. Davanın açılması ile gerçekleşecek hukuksal süreç sonunda uyuşmazlık kesin olarak çözümlenmektedir. Yani, davalı ve davacı arasındaki hukukî uyuşmazlıkta, hukukî korunma, kesin bir şekilde karşılanmış olur. Zira dava kesin hukukî himaye sağlamaktadır. Buna karşılık delil tespitinde davacı ve davalı arasındaki uyuşmazlık kesin olarak çözümlenmediğinden, delil tespiti kesin hukukî himaye sağlamamaktadır.
DELİL TESPİTİNİN DİĞER GEÇİCİ HUKUKİ HİMAYE TEDBİRLERİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI
1-Tespit Davası İle Karşılaştırılması
Tespit davası ile delil tespiti “konusunun tespit olması bakımından” benzerlik göstermekte ise de aralarında önemli farklar bulunmaktadır.  Tespit davası, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda açıkça düzenlenmemiş olsa da uygulamada yeri olan ve başlı başına bir dava türüdür. Delil tespiti ise kanunda açıkça düzenlenmiş olmakla birlikte bir dava değildir.
Tespit davasının konusunu sadece hukuki ilişkiler teşkil edebilir. Delil tespitinin konusunu genellikle maddî olaylar oluşturur.
Tespit davası, kanunda düzenlenmese de bir dava türüdür. Delil tespiti ise kanunda düzenlenen geçici hukuki himaye tedbiridir. Usulen dava niteliğinde değildir.
Tespit davası, adı üzerinde başlı başına bir dava türüdür. Delil tespiti, ilgili bulunduğu davaya bağlı bir işlemdir. Bu meyanda delil tespitine, tespit davasının ispatı için de başvurulabilir.
Tespit davasının hukuki niteliği itibariyle zamanaşımı kesilir. Delil tespiti işlemi ile zamanaşımı kesilmez.
Tespit davası sonunda verilen karar kesin hüküm niteliğindedir. Delil tespiti hakkında mahkemelerce verilen kararlar kesin hüküm teşkil etmez.
Tespit davası başlı başına bir dava olduğundan öncüsü olduğu eda davası gibi harca tâbidir ve konusu malvarlığı olan tespit davalarında alınacak harç, nispî tarifeye göre belirlenir. Delil tespiti isteyen, tespit için gerekli giderleri, özellikle, tanık ve bilirkişi ücretleri ile keşif giderlerini, peşin olarak mahkeme veznesine yatırmak ve Harçlar Kanunu’nda öngörülen maktu harcı ödemek zorundadır.
Delil tespitine itiraz edilmemesi esas davanın görülmesi sırasında buna karşı itiraz hakkını ortadan kaldırmaz ve yapılacak itirazın incelenmesine engel teşkil etmez. Buna karşılık tespit davası sonucunda verilen karar gerek şekli gerek maddî anlamda kesin hüküm gücüne sahiptir. Delil tespiti ayrı bir dava olmadığı için ıslah edilemediği gibi ıslah yolu ile dava haline dönüştürülemez. Bir dava da ıslah yoluna başvurulmak suretiyle delil tespitine dönüştürülemez. Bunun yanı sıra delil tespiti yalnız başına bir dava konusu da olamaz. Çünkü delil tespitinin konusu maddî vakıalardır. Maddî vakıalar ise tek başlarına dava konusu yapılamazlar.
Tespit davası başlı başına bir dava olduğundan tespit davası bakımından da delil tespiti yoluna başvurulabilir. Davacının talebini delil tespiti yerine tespit davası olarak adlandırılması mahkemeyi bağlamaz. Çünkü hâkim, HMK uyarınca ileri sürülen maddî olguları değerlendirerek bunlara uygun düşecek hukuk kuralını kendiliğinden bulmak zorundadır.
2-İhtiyati Tedbir Ve İhtiyati Haciz İle Karşılaştırılması
Delil tespiti ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz geçici hukuki himaye tedbirleri arasında yer almaları sebebiyle benzerlik göstermektedirler. Fakat delil tespiti diğer iki geçici hukuki himaye tedbirinden talep konusu ve amaç bakımından farklılık göstermektedir. Delil tespiti, dava açılmadan önce en çabuk ve en az giderle davanın açılacağı mahkemeden davanın ispatına yarayacak delillerin bir an önce elde edilmesi ve korunması, yok olmasının engellenmesi için tespit edilmesi amacını güder. İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz ise, dava sonunda hakkını ispat eden davacının hakkına kavuşabilmesini güvence altına almayı amaçlar.
Delil tespiti, HMK’daki usuli düzenlemelere göre dava açılmadan önce değişik iş olarak bir dilekçe ile başvurularak talep edilir. İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz ise dava açılmadan önce talep edilebileceği gibi dava ile birlikte değerlendirilmek üzere de talep edilebilir. Delil tespiti ile ihtiyati tedbirler amaçları bakımından da farklıdırlar. Zira delil tespitinde bir talebin korunması, geçici olarak düzenlenmesi veya edimin geçici olarak yerine getirilmesi amaçlanmamaktadır. Buna karşılık ihtiyati tedbirler dava konusuna ilişkin geçici bir hukukî koruma sağlamaktadırlar. İhtiyati tedbirler ile güdülen amaç salt vakıaların aydınlatılmasının ötesine geçmektedir. İhtiyati tedbir kararının verildiği tarihten itibaren on gün içerisinde esas hakkındaki davanın açılması gerekir. Aksi takdirde ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Delil tespitinde ise böyle bir durum söz konusu değildir. Benzer şekilde ihtiyati tedbir kararı kural olarak teminat karşılığı verilirken delil tespiti talebinde bulunan kimseden teminat alınmamaktadır. Delil tespitinde ihtiyati tedbirde olduğu gibi çekişme konusu hak üzerinde, dolayısıyla kişinin hukukî durumu üzerinde bir karar söz konusu değildir. Bunun yanı sıra delil tespiti doğrudan zarar verici bir niteliğe sahip değildir. İhtiyati tedbirde olduğu gibi zor uygulanarak bir hakkın geçici de olsa düzenlenmesi, teminat altına alınması veya ifası sonucunu doğurmaz. Bunlar olmayınca da zarar ortaya çıkmaz.
İhtiyati haczin doğrudan amacı icrayı temin etmek, güvence altına almak iken, delil tespitinde yargılama içinde kullanılacak delillerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. İhtiyati hacizde koruma doğrudan dava konusuna yönelik olmayıp, icrasına yönelik ise de, korumanın nihai aşamada pratik olarak asıl talebin korunmasını da kapsar. Delil tespitinde ise sağlanan korumanın alacakla, ihtilaf konusu ile dava veya takibin sonucu ile ilgisi yoktur; korumanın konusunu deliller oluşturmaktadır. Delil tespitinde ihtiyati hacizde olduğu gibi bir yargılama yapılmaz. Bunun sonucu olarak da ihtiyati hacizde olduğu gibi ispat faaliyetine girişilmez. Delil tespiti hakka yönelik olmamasından dolayı ihtiyati hacizde olduğu gibi ciddi bir tehlike de söz konusu değildir. bu sebeple ihtiyati hacizde olduğu gibi özel bir itiraz ve tamamlayıcı prosedür veya teminata ilişkin düzenlemeye gidilmemiştir. Çünkü sadece deliller bakımından maddî bir durumun tespiti ve korunması söz konusudur. İhtiyati hacizde itiraz belli bir süreye ve prosedüre bağlanmışken, delil tespiti ile korunan delile daha sonra yargılama içinde de karşı konulabilir. İhtiyati hacizde yargılama aşamasından sonra verilen kararın icrası prosedürü bulunmaktadır. Delil tespiti yolunda ise böyle bir prosedür öngörülmemiştir. Delil tespitinde ihtiyati hacizde olduğu gibi karşı tarafı ya da onun malvarlığını etkileyen bir durum söz konusu değildir.
DELİL TESPİTİNİN HUKUKÎ NİTELİĞİ
Delil tespitinin hukukî niteliği konusunda doktrinde birden fazla görüş ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre delil tespiti, açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülecek olan, fakat henüz inceleme sırası gelmemiş delillere yönelik bir çeşit ihtiyatî tedbirdir. Bir başka görüşe göre, delil tespitini açılmış veya açılacak olan “davaya bağlı bir işlem” olarak nitelendirmektedir. Doktrinde delil tespiti işleminin, üst bir kavram olan geçici hukukî himaye tedbirleri içinde delillere yönelik koruma sağlayan bir geçici hukukî himaye tedbiri türü olduğu da ileri sürülmüştür.
DELİL TESPİTİ İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR
1. Tespiti İstenen Delillerin Henüz İnceleme Sırası Gelmemiş Olmalıdır
Delil tespitinin amacı, delillerin incelenmesi aşamasına kadar, mevcut delilin veya delillerin kaybolmasını, zayi olmasını veya bir davadaki ispat gücü dolayısıyla etkisinde meydana gelebilecek her türlü tehlikeyi ortadan kaldırmaktır. Bu sebeple delil tespitine başvurabilmek için gerekli ilk şart tespiti istenen hususun incelenmesine henüz sıra gelmemiş olmasıdır. Dava aşamasında incelenmiş bir delil için delil tespiti talebinde bulunmak davacıya hiçbir yarar sağlamayacağı gibi hukuki yarar bulunmadığı için de reddedilecektir. İnceleme sırası henüz gelmemiş olan ve tespiti istenen deliller, ileride açılacağı bildirilen veya açılmış olan dava ile ilgili olmalıdır. Bu nedenle dava açmadan önce delil tespiti isteyen kişi, delil tespiti talebinde ileride açacağı davayı somut olarak bildirmelidir. Bunu yapmaması durumunda, delillerin önceden tespitinde hukukî yararı olduğunu ispat edememiş sayılmalı ve mahkeme, böyle bir delil tespiti talebini caiz olmadığı gerekçesiyle reddetmelidir.
2. Delil Tespitinde Hukuki Yarar Bulunmalıdır
Delil tespitini isteyenin, delillerin önceden tespit edilmesinde hukukî yararı bulunmalıdır. Şimdi tespit edilmemesi durumunda ileride kaybolacağı (yok olacağı) veya gösterilmesi çok güç olacağı tahmin edilen delillerin önceden tespit edilmesinde hukukî yarar vardır. Örneğin; ağır hasta olan bir şahidin henüz açılmamış bir davaya ilişkin olarak dinlenmesi, delil tespiti yoluyla olabilecektir; Yargıtay, ihtara uyarak eve gelen eşin içeriye alınmadığı ya da alınmak istemediğinin belgelendirilmesinin delil tespiti yoluyla yapılabileceğini belirtiyor.  Karşı taraf ise talep sahibinin salt kötü niyetle delil tespiti talebinde bulunduğunu, talebin uyuşmazlık bakımından önemli olmayan vakıalara ilişkin olduğunu, tespitini talep ettiği delillerin uyuşmazlığı ispat bakımından elverişsiz olduğunu, talep sahibinin sadece kendisinin işletme defterini görmek için bu yola başvurduğunu vs. ileri sürerek onun delil tespiti yapılmasında hukukî yararının bulunmadığını ileri sürebilir. Burada önemli olan delil tespiti talep eden tarafın ileride açacağı davayı somut olarak belirterek tespitini istediği delillerin davanın temelini oluşturacağını ve tespitini istemesinde hukuki yararı bulunduğunu somut gerekçelere dayanarak ortaya koymasıdır. Delil tespiti talebine karşı davalının itirazları hâkim tarafından değerlendirilmelidir. Örneğin; Davacı, davalının patlattığı dinamitlerden taşınmazının zarar gördüğünü ileri sürerek, tespit raporuna göre zararın tazmini istemiştir. Davalı taraf, tespit raporuna itiraz etmiştir. Mahkemece mahallinde keşif yapılmış, ODTÜ’nde görevli öğretim üyesi Maden Mühendisi Bilirkişi zararın dinamit patlamasından meydana geldiğini saptamış; ancak zararın kapsamı ve miktarı yeniden tespit ettirilememiştir. Mahkeme itiraza uğrayan tespit raporuna göre tazminata hükmetmiştir. Mahkeme, yapılacak iş, mahallinde keşif yapılarak uzman bilirkişi veya bilirkişiler eliyle davacının taşınmazındaki zarar miktarını tespit ettirmekten ibarettir. Mahkemenin eksik inceleme ile itiraza uğrayan tespit bilirkişi raporuna göre karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır. Mevcut örnekte gördüğümüz gibi, delil tespitine karşı ileri sürülmüş itirazlar tespiti yapan hâkim tarafından halledilir. İtiraz halinde, bu itirazın değerlendirilmesi gerekir. Bu itiraz değerlendirilmeden karar verilmesi Yargıtay’ca bozma sebebi sayılacaktır.
3. Ortada Çekişmeli Bir Vakıa Bulunmalıdır
Delil tespiti talebinin konusunu vakıalar oluşturur. Tek başına bir vakıanın tespiti isteniyorsa bu halde delil tespiti yoluna gidilebilecektir. Ancak bu da tek başına yeterli olmayıp; söz konusu vakıanın taraflar arasında çekişmeli de olması gerekmektedir. Diğer deyişle delil tespitine konu yapılmak istenen vakıa, taraflar arasında çekişmeli değilse delil tespiti caiz değildir. Çünkü HMK hükümlerinde düzenlenen bu kurumun temel amacı, derdest veya ileride açılması düşünülen bir davada ileri sürülen veya sürülecek olan bir iddianın dayanağını oluşturan ispat aracının güvence altına alınmasını sağlamaktır. Açılmış veya ileride açılacak davanın sonuçlanmasında hiçbir etkisi olmayacak, davanın seyrini etkilemeyecek bir delilin, tespitinin istenmesi halinde talebin reddi gerekir.   Çekişmesiz yargı işlerinde taraflar arasında çekişme bulunmadığı gerekçesiyle delil tespiti yapılmasının hiçbir zaman mümkün olmadığı söylenemez. Burada da çekişmesiz yargı işi bakımından bir delilin önceden güvence altına alınması ihtiyacı doğmuşsa delil tespiti yoluna başvurulabilir. Bu bağlamda örneğin tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı TMK m. 713 uyarınca olağanüstü zamanaşımı ile iktisap etmek için mahkemeye başvuran bir kimsenin zilyetliğini ispatlamak için göstermiş olduğu tanık ölüm tehlikesi taşıyan bir hastalığa yakalanmışsa bu durumda bu tanığın ifadesinin delil tespiti yoluyla alınması mümkündür.
DELİL TESPİTİ USULÜ
1. Dava Açılmadan Öncesinde ve Sonrasında Yapılan Delil Tespitinde Yetkili ve Görevli Mahkeme
Eski HUMK döneminde dava açılmadan öncesinde yapılan delil tespitinde yetkili ve görevli mahkeme konusunda doktrinde iki farklı görüş mevcuttu. Birinci görüşe göre davanın açılmasından önce delil tespiti talebi, genel hükümlere göre (HUMK m. 1 vd.) görevli mahkemeye yapılır. Bu mahkeme, genel mahkemelerden hangisi görevli ise o mahkeme veya esas hakkındaki dava özel mahkemelerden birinin görevine giriyorsa o mahkemedir. İkinci görüşe göre ise davanın açılmasından önce delil tespiti bakımından görev ve yetki konusunda herhangi bir sınırlandırma getirilmediğinden delil tespiti, davanın açılmasından önce göreve bakılmaksızın en çabuk ve en az masrafla hangi mahkemede yapılacaksa orada yapılabilir. Yetkili mahkeme ise en seri ve en az masrafla delil tespitini yapacak olan mahkemedir. Buna göre, dava açılmadan önce delil tespiti müracaatları bakımından yetki bakımından bir sınırlama yoktur. Deliller en çabuk ve en az giderle nerede tespit edilebilecekse o yerdeki sulh ve asliye hukuk mahkemesine başvurulabilir. Diğer deyişle burada Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndaki yetki kuralları uygulanmaz; hatta esas hakkındaki davanın açıldığı mahkeme kesin yetkili (ve/veya kamu düzenine ilişkin) mahkeme de olsa, kural değişmez. Dava açıldıktan sonra, delil tespiti için yetkili ve görevli mahkeme, yalnız davaya bakan mahkemedir (HUMK m. 370). Davaya bakan mahkemeden başka bir mahkeme, o davaya ilişkin delil tespiti için yetkili ve görevli değildir. Böyle bir mahkemenin yaptığı delil tespiti geçersizdir; yani, hükme esas alınamaz.  Buna karşılık öğretide ileri sürülen bir diğer görüş bu konuda ikili bir ayırım yapmaktadır. Bu görüşe göre davanın açılmasından sonra taraflardan birinin başka bir mahkemede yaptırdığı delil tespiti işlemi, diğer taraf yararına sonuçlar doğuracaksa mahkemece nazara alınması gerekir. Kanun’un emredici hükmüne rağmen başka bir mahkemede delil tespiti yaptıran tarafın, bu işlemin karşı tarafın yararına olan sonuçlarına katlanması hukuk mantığına daha uygun düşer. Örneğin kiracısının sözleşmeye aykırı davrandığını iddia edip dava açan kiralayanın, dava sırasında başka bir mahkemede yaptırdığı delil tespiti sonunda, sözleşmeye aykırı davranılmadığı saptanmışsa, artık kiralayanın kendi isteği ile toplanan ve ancak kendi aleyhine olan bu delillerin sonucuna katlanması gerekir. Zira bu sonuç, kendi eylemi ve isteği ile olmuştur. Buna karşılık, dava açıldıktan sonra başka bir mahkemede yaptırılan delil tespiti işlemi ve bu işlemle toplanan deliller, tespit isteyenin yararına sonuçlar doğuracak nitelikteyse mahkemece dikkate alınmamalıdır. Yeni HMK ile birlikte görev ve yetki 400. Madde de açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre;
Görev ve yetki
“ MADDE 401- (1) Henüz dava açılmamış olan hâllerde delil tespiti, esas hakkındaki davaya bakacak olan mahkemeden veya üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak olan şeyin bulunduğu veya tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yer sulh mahkemesinden istenir.
(2) Noterlerin, 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu uyarınca yapacağı vakıa tespitine ilişkin hükümler saklıdır.
(3) Esas hakkında açılan davada, delil tespiti yapan mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğu ileri sürülemez.
(4) Dava açıldıktan sonra yapılan her türlü delil tespiti talebi hakkında sadece davanın görülmekte olduğu mahkeme yetkili ve görevlidir. “
2. Delil Tespiti Talebi
Delil tespiti mahkemeden dilekçe ile istenir. Mahkeme kendiliğinden tespit işlemi yapamaz. Mahkemeye sunulan dilekçeye diğer dilekçelerdeki hususlardan (tarafların kimlikleri, adresleri, mahkemenin adı) başka, tespiti istenen deliller, vakıalar yazılır. Davanın açılmasından önce yapılan delil tespiti başvurularında ileride açılacak davanın somut olarak delil tespiti dilekçesinde gösterilmesi gerekir.  Delil tespiti talebinde bulunacak olan taraf, karşı tarafı kendi kusuru olmaksızın (örneğin karşı tarafın kaçması gibi) gösterememişse, bu takdirde dilekçe reddedilmemelidir. Kanunumuzda bu husus bakımından boşluk vardır. Bu boşluğun Alman Usul Kanunundaki düzenlemeye benzer biçimde doldurulması mümkündür. Alman Usul Kanunu’nun m. 494, I’ e göre, karşı tarafın gösterilmemiş olması delil ileri sürenin kusuru olmaksızın gerçekleşmişse (karşı tarafın kaçmış olması örneğinde olduğu gibi) ve bu durum delil ileri süren tarafından inanılır derecede ispat edilmişse, dilekçe geçerli hale gelebilecektir. Mahkeme, delillerin tespiti dilekçesine HMK m:402/1’e uygun görürse delillerin tespiti için uygun bir gün tayin edecek, m:402/3’e göre dilekçe ile mahkemenin kararı diğer tarafa tebliğ olacaktır. Mahkeme, delil tespiti talep edenin menfaatinin gerektirmesi veya sakıncalı bir durum olması halinde tebligattan imtina edebilir. Fakat böyle bir gereklilik yokken diğer tarafa hazır bulunma imkânının sağlanmaması, savunma hakkının kısıtlanması sayılmaktadır. Ancak bu durumda mahkeme, delil tespiti için tanzim etmiş olduğu tutanağı diğer tarafa derhal tebliğ etmek zorundadır, m:402/3’e göre bu tebligat yapılmaksızın bu delil tespitine dayanılarak hüküm verilmesi BOZMA sebebidir.    Delil tespitinin yapılmasından sonra tespit dilekçesi, tespit kararı, tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği karşı tarafa tebliğ olunur. Tebliğden itibaren bir hafta içinde karşı taraf karara itiraz edebilir.
Delil tespiti dilekçesinde talepte bulunan taraf, karşı tarafın adı, soyadı veya adresini belirtmemesi halinde dilekçenin akıbetinin ne olacağı konusunda Kanunda bir açıklık bulunmamaktadır. Böyle bir durumda yani karşı tarafın gösterilmemesi halinde kanaatimizce dilekçenin reddi gerekir. Karşı taraf, delil tespiti talebine ilişkin dilekçede gösterilmemiş olduğundan, dilekçenin iptali için itirazda bulunulmuş olmasına imkân ve gerek yoktur. Ancak talepte bulunan, dilekçede, kendi kusuruna dayanmayan bir sebepten dolayı karşı tarafı belirtememişse dilekçe reddedilmelidir. Bunun için de delil tespiti talebinde bulunan tarafın, karşı tarafın gösterilmemesinde kusuru olmadığını yeter derecede ispat etmesi gerekir. Bu durumda dilekçe geçerli olarak kabul edilip işleme konulacaktır
DELİL TESPİTİ KARARI
Mahkeme yapmış olduğu inceleme sonucunda delil tespiti talebini haklı bulursa, delil tespitine karar verir. Delil tespiti kararına, tarafların kimlikleri ve adresleri, tespitine karar verilen deliller, vakıalar, dinlenecek olan tanıkların ve bilirkişilerin isimleri ve onlardan sorulacak hususlar yazılmalıdır. Ayrıca delil tespiti kararında delil tespitinin nerede ve hangi gün ve saatte yapılacağı da yazılır.( HMK 402/3)
Mahkemenin delil tespitine ilişkin kararının sureti ile tespit dilekçesinin bir sureti, aleyhine delil tespiti yapılacak olan tarafa tebliğ edilir.
Hâkim, delil tespiti talebinin kabulü veya reddine ilişkin kararında, davanın esası hakkındaki hükmünü açıklamamalıdır. Hâkimin, davanın taraflarından biri veya üçüncü kişi karşısında kanunen gerekmediği halde görüşünü bildirmiş olması hâkimin reddi sebebidir. Bu nedenle hâkimin, delil tespitinin kabulü veya reddi kararını delil tespiti talebi ile sınırlı olarak vermesi gerekir. Hâkim, aynı zamanda dava hakkındaki kanaatini açıklamışsa bu durum da göre ret sebebidir. Ancak, delil tespiti talebinin reddine karar vermiş olması ise hâkimin reddi sebebi teşkil etmez. Zira böyle bir durumda hâkim, kanunen kendisine tanınan takdir yetkisini kullanarak, delil tespitinin şartlarının oluşmaması nedeniyle ret kararı vermektedir. Delil tespiti talebi ile sınırlı olarak verilen ret kararı, hâkimin dava hakkındaki kanaatini açıklamış olması anlamına gelmemektedir.
Mahkeme delil tespiti talebini yerinde bulmazsa, diğer deyişle delil tespiti şartlarının bulunmadığı kanısına varırsa, delil tespiti talebinin reddine karar verir. Fakat şartların değişmesi üzerine yeniden delil tespiti talebinde bulunmak mümkündür.
DELİL TESPİTİNE KARŞI BAŞVURULACAK HUKUKİ YOLLAR
Delil tespiti kararına itiraz ile delil tespiti işlemine itiraz birbirinden farklı olan kurumlardır. Delil tespiti kararına yapılan itirazda henüz, delil tespiti kararı doğrultusunda hareket edilerek, kararda belirtilen yer, gün ve saatte delil, tespit edilmiş değildir. Burada sadece kararın bizzat kendisine yapılan bir itiraz söz konusudur. Bu açıdan delil tespiti yapılması için gerekli şartların oluşmadığı yönündeki bir itiraz, karara yapılan itirazdır. Eğer delil tespiti kararı karşı tarafın yokluğunda icra edilmiş ise, aleyhine karar verilen kimse, daha önce delil tespiti kararına itiraz etmemişse, aynı itiraz dilekçesi ile hem delil tespiti kararına ve hem de delil tespiti işlemine itiraz edebilir.
Delil tespiti talebinin kabulü veya reddi yönündeki taleplere karşı kanun yoluna başvurulamaz.  Çünkü bu tespit talebi bir dava değildir. Delil tespit talebinin incelenmesi sonucu verilen kararda bir nihai karar olmayıp ara karar niteliğindedir.  Bununla birlikte delil tespitinin asıl davada yaratacağı etki bakımından asıl dava ile birlikte temyize götürülmesi mümkündür.
Delil tespiti kararının nihai bir karar olmaması sebebiyle kanun yoluna götürülemeyeceğinden bahsetmiştik. Fakat karşı taraf, delil tespiti kararına ( delil tespiti şartları bulunmadığı gerekçesiyle) itiraz edebilir. Bu itiraz, delil tespiti kararını vermiş olan hakim tarafından incelenip karara bağlanır. Mahkeme, delil tespiti talebini yerinde görmezse, yani delil tespiti şartlarının bulunmadığı kanısına varırsa delil tespiti talebinin reddine karar verir. Bu ret kararı da kanun yoluna götürülemez. Ancak, aynı taraf, durum ve şartların değiştiğini bildirerek yeniden delil tespiti talebinde bulunabilir.
DELİL TESPİTİ
Scroll Up