info@atkhukuk.com
Kartaltepe Mah. Limon Çiçeği Sok. No:21/7 Bakırköy-İstanbul
Follow us:
info@atkhukuk.com
KARTALTEPE MAH. LİMON ÇİÇEĞİ SOK. NO:21/7 BAKIRKÖY-İSTANBUL
Bizi takip et:
ŞEREFE KARŞI SUÇLAR

 

ŞEREFE KARŞI SUÇLAR

 

Av. Eren KÜÇÜKLER

 GİRİŞ

            Şerefe karşı suçlar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap İkinci Kısım Sekizinci Bölümünde 125-131 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Şerefe Karşı Suçlar başlığında esasen mülga 765 sayılı kanundan farklı olarak sövme suçuna yer verilmemiş, sövme ve hakaret eylemleri “hakaret” madde başlığı altında incelenerek aynı suçun seçimlik hareketi olarak öngörülmüştür.

            Mülga TCK’da memura karşı hakaret ayrı bir madde olarak düzenlenmiş iken; meri TCK’da böyle bir ayrıma gidilmemiş  hakaret suçunun kamu görevlisine karşı işlenmesinin suçun nitelikli hali olduğu belirtilmiştir. Yine mülga TCK’da din hürriyeti aleyhinde cürümler başlığında ayrıca düzenlenmiş olan suç meri TCK’da suçun nitelikli hali olarak öngörülmüştür. Bununla birlikte, Cumhurbaşkanına Hakaret (m.299), Yabancı Devlet Bayrağına Karşı Hakaret (m.341), Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama (m. 301) Kanunun farklı bölümlerinde ele alınmış, şerefe karşı suçlar başlığında düzenlenmemiştir.

             Bu çalışmada öncelikle, genel hatlarıyla hakaret suçunun konusu ve korunan hukuksal değer, suçun maddi unsurları; fiil, fail, mağdur, netice ve nitelikli haller çerçevesinde ele alınıp açıklanacak sonrasında da Kanunun gözetmiş olduğu sıra takip edilerek doktrin ve yargı kararları ışığında diğer hükümler incelenecektir.

1- SUÇUN KONUSU VE KORUNAN HUKUKİ DEĞER

            TCK’nın 125. maddesinde hakaret suçu “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi…” olarak tanımlanmıştır. Onur; insanın kendine karşı duyduğu şeref, özsaygı, haysiyet, izzetinefis olarak tanımlanmışken şeref; başkasının birine gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer, onur olarak, saygınlık ise saygı görme, değerli, güvenilir olma durumu, itibar, prestij şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi şeref, onur ve saygınlık kavramları yaklaşık olarak aynı anlama gelmekte olup kişinin özsaygısını ve özdeğerini işaret etmektedir.

            Madde gerekçesinde ise; “Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır” denilmiştir. Böylece, suçun konusu ve bu bağlamda korunan hukuki değer birbirine paralel olup esasen kişinin onur ve özsaygısını korumayı amaçlamıştır.

2- SUÇUN MADDİ UNSURLARI

A- SUÇUN FAİLİ VE MAĞDURU

            Hakaret suçunun faili, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişidir.

            Tanımdan hareketle hakaret suçunun herkes tarafından işlenebilen suçlar kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Herhangi bir gerçek kişi bu suçun faili olabilir. Tüzel kişilerin hakaret suçunun faili olup olamayacakları tartışılabilir ise de doktrinde genel olarak tüzel kişilerin bu suçun faili olamayacakları kabul edilmektedir.

            Fail yalnızca yaşayan bir kişi olabilir.

            Bir hayvanın hakaret suçunun işlenmesinde araç olarak kullanılması halinde, hayvanı kullanan kişi dolaylı fail olarak sorumlu olacaktır.

            Hakaret suçunun tanımında yer verilen fiillere maruz kalan kişi bu suçun mağdurudur. Hakaret suçunun mağduru herhangi bir kişi olabilir. Akıl hastalığı ve zayıflığı olan kişiler de bu suçun mağduru olabilirler. Zira hakaret oluşturan fiilin anlam ve önemini kavrayamayacak durumda dahi olsalar bu kimselerin de toplum nezdinde şahsiyetleri ve saygınlıkları mevcuttur.

            Tüzel kişilerin bu suçun mağduru olup olamayacağı konusunda bir açıklık yok ise de bunların da suçun mağduru olabileceği doktrinde kabul edilmektedir.

            Ölüler hakaret suçunun mağduru olamazlar zira ölüm ile kişilik sona erer. Ölmüş olan kişilere karşı hakaret edilmesi o kişinin yakınlarının saygınlıklarına halel getirebilir. Bu halde şartları varsa TCK 130. maddedeki “kişinin hatırasına hakaret” suçu oluşabilir. Bu konudaki ayrıntılı açıklamalara aşağıda yer verilecektir.

            Kişinin bedensel bir rahatsızlılığının hakaret amacıyla dile getirilmesiyle de hakaret suçu oluşur.

            Mağdurun belirlenebilirliği TCK 126. maddesinde düzenlenmiştir. “Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.” Buna göre esasen mağdurun kim olduğu belirlenemezse hakaret suçu oluşmamış sayılacaktır. Fakat muhatabın ismi açıkça anılmasa bile tahkir edici fillerin kime karşı söylenmiş olduğu fiilin içeriğinden açıkça anlaşılabiliyorsa mağdurun belirli olduğu kabul edilir ve suç oluşmuş sayılır. Örneğin; bir kimseye toplum tarafından takılan bir lakabın belirtilmesi veya lakap dahi belirtilmeksizin fiilin içeriğinden kimin kastedildiği açıkça anlaşılıyorsa hakaret suçu işlenmiş sayılır.

B- FİİL VE SUÇUN OLUŞUM ŞEKİLLERİ

  1. a) Huzurda Hakaret

            Hakaret niteliğindeki eylemler çoğu zaman kişinin yüzüne karşı ve herhangi bir aracı olmaksızın doğrudan gerçekleştirilmekte ve mağdurun saygınlığını zedelemektedir. Huzurda hakaretin gerçekleşmesi için mağdurun hakaret içeren eylemi yapıldığı anda öğrenmesi yeterli olup, faille yüz yüze olması gerekmez. Örneğin; faille mağdurun birlikte aynı mekanda yer aldıkları fakat yüz yüze olmadıkları ihtimalinde fail hakaret içeren eylemi gerçekleştirmiş, mağdur bunları duymuş ve failin iradesi de mağdurun bu sözleri duyması yönündeyse huzurda hakaret gerçekleşmiş sayılacaktır.

            Fail, varlığından haberdar olmadığı mağdurla aynı ortamdayken hakaret içeren eylemleri gerçekleştirmişse huzurda hakaret değil aşağıda açıklandığı gibi şartları varsa gıyapta hakaretin unsurları gerçekleşmiş olacaktır. Burada kanun koyucu suçun işleniş biçimi bakımından failin iradesine üstünlük tanımıştır.

  1. b) Huzura Eşit Sayılan Fillerle Hakaret

            5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/2. maddesinde “Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.”  denilerek, hakaret suçunun huzurda değil fakat sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile işlenmesi halinde de huzurda işlenmiş gibi cezalandırılacağını belirlemiştir.

            Sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiden kasıt, suç konusu eylemin telefonla aramak, mesaj, e-posta, mektup veya ses kaydı göndermek, hakaret içeren bir eylemi ihtiva eden bir fotoğraf iletmek vb. eylemlerle suçun işlenmesidir. Kanun koyucu burada “sesli, yazılı veya görüntülü ileti” demekle yetinmiş, ortaya çıkabilecek bilimsel gelişmeleri göz önüne alarak suç işleme araçlarını sınırlı olarak saymamıştır.

            Failin bu madde kapsamında cezalandırılabilmesi için sesli, yazılı veya görüntülü iletinin doğrudan mağdura gönderilmiş olması gereklidir aksi halde şartları varsa gıyapta hakaret suçu oluşacaktır.

  1. c) Gıyapta Hakaret

            Kanunda gıyapta hakaret suçunun tanımına yer verilmiş değildir. Yalnızca, gıyapta hakaretin cezalandırılması için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerektiğinden bahsedilmiştir. Hakaret suçunun, mağdurun bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan mağdur hedef alınmaksızın işlenmesi halinde gıyapta hakaretten söz edilebilecektir.

            Hakaret suçunda korunan hukuki yararın kişinin şeref ve özsaygısı olduğundan yukarıda bahsedilmiştir. Bu sebeple kanun koyucu, hakaret suçunun doğrudan mağdura karşı yöneltilmese bile kişinin şeref ve saygınlığını zedeleyeceğinden gıyapta hakaretin de cezalandırılmasını öngörmüştür. Esasen, mağdur dışında bir kişinin dahi muhatabı hedef alan hakaret eylemini öğrenmesiyle haksızlık unsuru gerçekleşmiştir fakat kanun koyucu failin cezalandırılabilmesi için üç kişi ile ihtilat şartını aramaktadır.

            İhtilat edilecek üç kişiye fail ve eğer varsa suça iştirak edenler dahil değildir.

            Failin, ihtilat kastının bulunması gerekmektedir. Failin bir kişiyle ihtilat iradesi var fakat haberdar olmadığı başkaca şahıslar da öğrenmişse gıyapta hakaretin unsurları gerçekleşmemiş olacaktır. Fakat failin, üç veya daha fazla kişinin öğrenebileceğini öngörerek suçu işlemesi halinde suçun unsurları gerçekleşmiş olacaktır.

            İhtilat koşulunun oluşabilmesi için ihtilat edenlerin hakaret içeren eylemin anlam ve önemini kavrayabilecek kabiliyette olmaları gerekmektedir. Yaş küçüklüğü veya akıl hastalığı sebebiyle eylemi kavrama kabiliyetini haiz olmayan kişilerin suça ihtilat ettikleri kabul edilmemektedir.

            Gıyapta hakaret suçu ses, yazı veya görüntülü bir ileti ile de işlenebilir. Fakat bu durumda da failin üç kişiyle ihtilat kastının bulunması gerekmektedir.

D- NETİCE

            Hakaret, bir soyut tehlike suçudur. Yani suçun icra hareketlerinin tamamlanması ile suç gerçekleşmiş olur, failin amaçladığı neticenin gerçekleşmesi gerekmez. Huzurda hakarette mağdurun tahkir edici fiili duymasıyla, gıyapta hakarette ise ihtilat eden üçüncü kişinin tahkir edici fiili öğrenmesiyle suç tamamlanmış olur.

            Kişiye isnat edilen tahkir edici eylemin gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. Gerçek olmasa bile suç tamamlanmış sayılır. Fakat isnadın ispatı halinde faile ceza verilmez.

            Uygulamada, tahkir edici fiilin, mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp nezaket dışı kaba söz çerçevesinde kaldığı hallerde faile ceza verilmediği görülmektedir. Örneğin; bir kimsenin diğerine “sen benim kim olduğumu biliyor musun lan” şeklindeki söylemi kaba söz olarak kabul edilip ceza verilmekten kaçınılmaktadır.

3- SUÇUN MANEVİ UNSURU

            Hakaret suçu genel kast ile işlenen suçlardandır. Hakaret suçunun işlenmesinin fail tarafından istenmesi yeterli olup özel bir saik aranmaz. Zira madde metninde de herhangi bir saikten bahsedilmemektedir. Hakaret suçu olası kast ile de işlenebilir.

            Genel kasıt, failin neticeyi bilerek ve isteyerek geçekleştirme amacında olmasını ifade eder. Gıyapta hakaret suçunun oluşması için ihtilat unsurunun gerçekleşmesi gerektiğinden failin, tahkir edici söz veya eylemin en az 3 kişiye ulaşmasını istemesi gerekmektedir.

            Bir suçun taksirle işlenebilirliğinin kabulü için bu hususun kanunda düzenlenmiş olması gerektiğinden, hakaret suçunun taksirle işlenemeyeceği kabul edilmektedir.

4- NİTELİKLİ HALLER

  1. a) Kamu Görevlisine Hakaret:

            TCK 125/3. maddesinde kamu görevlisine hakaret suçu düzenlenmiştir. Buna göre; “Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.”

            Yukarıda açıklanmış olduğu üzere hakaret suçu niteliği itibariyle herkes tarafından ve herkese karşı işlenebilen suçlardandır. Fakat kanun koyucu suçun kamu görevlisine karşı işlenmesi halinde cezanın alt sınırını daha yüksek olarak belirlemiştir. Buna göre suçun oluşması için tahkir edici fiilin kamu görevlisine karşı ve görevinden dolayı işlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda öncelikle kamu görevlisinin tanımlanması faydalı olacaktır.        Türk Ceza Kanunu’nun “tanımlar” madde başlıklı 6. maddesinin c bendinde kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi” olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi, Türk Ceza Kanunundaki kamu görevlisi tanımı bir hayli geniş olup, Devlet Memurları Kanunu’na bağlı olmasını aramaksızın kamu görevine geçici veya sürekli olarak katılan herkesi kamu görevlisi saymıştır.

            Suçun oluşması için mağdurun yalnızca kamu görevlisi olması yeterli olmayıp tahkir edici fiilin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmiş olması gerekir. Fakat görevin icrası esnasında işlenmesi şart olmayıp, kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olması halinde suç oluşmuş sayılacaktır.

            TCK m.342’ye göre “Türkiye Cumhuriyetinde sürekli veya geçici olarak görevlendirilmiş yabancı devlet temsilcileri ile bunların diplomasi memurları veya uluslararası kuruluşların temsilcileri ile bunların diplomatik ayrıcalık ve bağışıklık tanınan memurları, kendilerine karşı görevlerinden dolayı işlenen suçlar bakımından, kamu görevlisi kabul edilerek; suç işleyen kişiler hakkında, bu Kanunun ilgili hükümlerine göre cezaya hükmolunur”  denilmiştir. Buna göre, hakaret suçunun yabancı devlet temsilcilerine karşı işlenmesi halinde, suçun mağduru olan bu kimseler kamu görevlisi gibi kabul edilerek ceza tayin edilecektir. Fakat bu madde hükmünün uygulanabilmesi için TCK m. 342/2’de belirtildiği üzere “karşılıklılık” koşulunun varlığı aranacaktır. Ayrıca, TCK m.125/3’te düzenlenen kamu görevlisine hakaretten farklı olarak soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır.

            Hakaret suçunun kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı işlenmesi TCK m.125/5’te düzenlenmiştir. Buna göre “Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.” Kamu görevlisine karşı hakaret suçunda olduğu gibi kurula hakarette de suçun oluşabilmesi için kurula hakaretin görevden dolayı yapılmış olması zorunludur. Yani yapılan görev ile tahkir edici fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Kanun koyucu kurula hakaret halinde tek bir ceza verileceğini fakat zincirleme suç hükümleri uygulanacağını açıkça belirlemiştir.

  1. b) Suçun Kişinin Mensup Olduğu Dine Göre Kutsal Sayılan Değerlerden Bahisle İşlenmesi:

            765 sayılı TCK’da “Din Özgürlüğü Aleyhine İşlenen Cürümler” madde başlığı altında yer alan bu suç meri TCK’da şerefe karşı suçlar başlığı altında incelemiş ve hakaret suçunun nitelikli hali olarak belirlemiştir.

            Burada esasen değerlendirilmesi gereken husus, fail açısından bir özel kast aranıp aranmayacağı noktasında toplanmaktadır. Kanun koyucunun izlemiş olduğu sistematik göz önüne alındığında, yani suçun özel bir bölüm altında değil de şerefe karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiş olduğu gözetilerek, tahkir edici fiilin dini değerler vasıta kılınarak hakaret genel kastıyla işlenmesi halinde suçun oluştuğunun kabulü gerekir.

  1. c) Suçun Kişinin Dini, Siyasi, Sosyal, Felsefi, İnanç, Düşünce ve Kanaatlerini Açıklamasından, Değiştirmesinden, Yaymaya Çalışmasından, Mensup Olduğu Dinin Emir ve Yasaklarına Uygun Davranmasından Dolayı İşlenmesi:

            765 sayılı TCK’da “Din Özgürlüğü Aleyhine İşlenen Cürümler” madde başlığı altında yer alan bu suç meri TCK’da şerefe karşı suçlar başlığı altında incelemiş ve hakaret suçunun nitelikli hali olarak belirlenmiştir.

            765 sayılı TCK’dan farklı olarak yalnızca din ve ibadet özgürlüğünü değil, düşünce özgürlüğünü de koruma altına almıştır.

  1. d) Suçun Alenen İşlenmesi:

            TCK m.125/4’te hakaret suçunun alenen işlenmesi halinde cezanın artırılması gerektiği belirtilmiştir. Burada önem arz eden husus aleniyet kelimesinin anlamının ve kapsamının belirlenmesidir. Genel olarak fiilin herhangi bir kimse tarafından görülüp işitilebileceği bir ortamda söylenmesi halinde aleniyetin gerçekleştiğini kabul etmek gerekir. Söylenen sözün duyulup duyulmaması önemli olmayıp, bunun olanaklı bulunması yeterlidir.

5) CEZAYI HAFİFLETEN SEBEPLER VE ÖZEL CEZASIZLIK SEBEPLERİ

  1. a) Suçun Haksız Bir Fiile Tepki Olarak İşlenmesi:

            TCK m.129/1’e göre hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde failin cezasında indirime gidilebileceği gibi ceza vermekten de kaçınılabilir.

            Esasen haksız tahrik hükümleri TCK m.29’da düzenlenmiş olup, hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde TCK m.29 hükümleri değil TCK m.129/1’deki özel hükümler uygulanacaktır.

            Bu fıkra hükümlerinin uygulanabilmesi için her şeyden önce ortada haksız fiil teşkil eden bir eylem bulunmalıdır. Kanun yalnızca haksız fiilden söz ettiği için fiilin aynı zamanda suç teşkil etmesi aranmayacaktır.

            Haksız fiilin faile karşı işlenmiş olması gerekmez ise de hakaretin haksız fiilde bulunan kişiye karşı işlenmesi gerekir. Ayrıca haksız fiilin bir hakaret suçu veya kasten yaralama suçu olmaması gerekir. Zira bu hallerde diğer şartları da sağlıyorsa TCK m.129/2 ve m.129/3 hükümleri uygulanacaktır.

            Haksız fiil ile hakaret suçu arasında nedensellik bağı bulunması gerektiği gibi, tahkir edici fiilin haksız fiile karşı “tepkisellik” özelliğini de taşıması gerekmektedir.

  1. b) Suçun Kasten Yaralama Suçuna Tepki Olarak İşlenmesi:

            TCK m.129/2’de hakaret suçunun kasten yaralamaya tepki olarak işlenmesi halinde faile ceza verilmeyeceği öngörülmüştür.

            Madde metnine göre yalnızca kasten yaralama suçuna karşı tepki olarak işlenmesi halinde ceza verilmeyeceği belirtilmiştir. Yani taksirle yaralama suçunun varlığı halinde bu madde hükümleri değil, şartları varsa m.29 haksız tahrik hükümleri uygulanacaktır.

            Kasten yaralama suçunun faile karşı işlenmiş olması gerekmez ise de hakaretin haksız fiilde bulunan kişiye karşı işlenmesi gerekir.

            Hakaret, kasten yaralama fiiline tepki olarak işlenmeli, aralarında nedensellik bağı bulunmalıdır.

            Kasten yaralama fiili, bir hakkın kullanılması veya meşru müdafaa hükümlerine dayanıyor ise fail bu madde hükümlerinden faydalanamayacaktır.

c)Hakaret Suçunun Karşılıklı Olarak İşlenmesi:

            TCK m.129/3’e göre “Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.”

            Buna göre bu madde hükmünün uygulanabilmesi için karşılıklı olarak işlenen suçların her ikisinin de hakaret suçunu oluşturması gerekmektedir. Hakaret suçuna karşılık olarak başka bir suç işlenmişse artık TCK m. 129/3 hükümleri değil, şartları varsa m. 29 genel tahrik hükümleri uygulama alanı bulabilir.

            Karşılıklı hakaretteki ilk hareketin haksız olması gerekmektedir. Bir hakkın icrası veya bir görevin ifası söz konusu ise karşılıklı hakaretten söz edilemeyecektir.

            Karşılıklı hakaretten söz edebilmek için tahkir edici fiiller arasında bir nedensellik bağının bulunması şarttır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta karşılığın hemen aynı anda verilmesinin gerekip gerekmediğidir. Mümkün olan ilk fırsatta karşılık verilmesi yeterli görülmektedir.

            Ve nihayet, ilk fiil kim tarafından gerçekleştirilmiş ise karşılık fiilin de bu şahsa yöneltilmiş olması gerekmektedir.

d)İsnadın İspatı

            TCK m.127/1 ilk cümlede “İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması halinde kişiye ceza verilmez…” denilmiş ve hakaret edilen kişi hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı verilmesi halinde isnadın ispat edilmiş sayılacağı belirtilmiştir.

            Kanunun lafzından bu hüküm yalnızca “somut bir fiil veya olgu isnadının” varlığı halinde uygulanabileceği anlaşılmaktadır. Sövme, isnat edilen kişi hakkındaki kötü değer yargısını ifade ettiğinden hukuken ve ahlaken ispatı mümkün değildir.

            Hakaret edilen kişi hakkında isnat edilen suç ile ilgili sürmekte olan bir dava varsa bu husus hakaret davasında bekletici mesele yapılmalı ve davanın sonucuna göre hakaret davasında karar verilmelidir. Mağdur, hakkında takipsizlik, beraat veya düşme kararı verilmesi halinde isnat ispat edilememiş sayılır.

            TCK m.127/1’de devamla “…Bunun dışındaki hallerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.” denilmiş ve isnadın ispatında kamu yararı bulunması veya şikayetçinin isnada razı olması halinde Mahkeme’ce isnadın ispatı isteminin kabulüne karar verileceği belirtilmiştir.

            Anayasanın 39. maddesinde bu hükümle paralel olarak “Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.” denilmiştir. Buna göre, kamu görevinde çalışanların görev ve hizmetlerinin icrası ile ilgili yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında isnadın ispatında kamu yararı her halükârda varsayılır ve şikayetçinin isnadın ispatı konusunda rızası aranmaz.

            Bunların dışında kalan hallerde isnadın ispatı için şikayetçinin rızası aranmaktadır.

            İspat edilmiş fiilden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi halinde ise cezaya hükmolunur.

e)İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

            TCK’nın “iddia ve savunma dokunulmazlığı” madde başlıklı 128. maddesine göre yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde gerçekleştirilen iddia ve savunmalar kapsamında kişilerle ilgili somut isnatlarda ve olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde kişiye ceza verilmez.

            Bu hükmün uygulanabilmesi için isnat ve değerlendirmelerin gerçek olması, somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı bulunması gerekmektedir.

            Madde metninde, yargı ve idari merciler nezdinde yapılan yazılı ve sözlü başvurulardan bahsedilmektedir. bu bağlamda yazı veya söz dışında örneğin işaretle tahkir edici fiil işlenirse bu hüküm uygulanamayacaktır.

6- KİŞİNİN HATIRASINA HAKARET

            Bilindiği üzere kişilik doğumla başlar ve ölümle sona erer. Kişilik ölümle sona erdiği için burada korunan hukuksal değer ölenin şerefi değil hatırasıdır.

            Faillik müessesesi kişinin hatırasına hakaret suçunda bir farklılık ve özellik arz etmemektedir. Yaşayan herkes bu suçun faili olabilir.

            Suçun mağdurunun kim olduğu noktasında ise doktrinde farklı görüşler ileri sürülmektedir. Kişilik ölümle sona erdiği için ölen kimsenin bu suçun mağduru olamayacağı açıktır. Ölenin yakınlarının suçun mağduru olamayacağını savunan bir görüş, ilgili maddenin yalnızca gıyapta hakareti düzenlediği, ölenin yakınlarının suçun mağduru olabilmesi istenseydi ihtilat koşulunun aranmasına gerek duyulmayacağı değerlendirmesini yapmaktadır. Aksi görüş ise, mağdur kavramının geniş yorumlanması gerektiğini ve ölenin yakınlarının mağdur kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadır.

            TCK m.130/1’de düzenlenen bu suçun oluşması için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekmektedir. İhtilat konusuna yukarıda, gıyapta hakaret başlığında ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir.

            Maddenin ikinci fıkrasında, ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerinin alınması yahut ceset veya kemikler üzerinde tahkir edici fiilde bulunulması halinde de kişinin hatırasına hakaret suçunun oluşacağı belirtilmiştir.

 

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

            Türk Ceza Kanunu’nun 125-131 maddeleri arasında yer verilen şerefe karşı suçlar esasen kişinin toplum içindeki saygınlığını, değerini yani manevi varlığının korunmasını amaçlamaktadır.

            Mülga Türk Ceza Kanunundan farklı olarak meri Türk Ceza Kanununda hakaret ve sövme suçları birlikte düzenlenmiştir. Uygulamada sıklıkla birbirine karışabilen ve ayrımı kimi durumlarda zor olabilen hakaret ve sövmenin aynı madde içerisinde düzenlenmiş olması isabetli olmuştur.

            Uygulamada hakaret suçu sonucu çıkan cezalar genellikle Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması yaptırımına dönüştürülmektedir. Özellikle Mahkemelerin iş yoğunluğu sebebiyle dosya ile ilgili gerekli araştırmalar ve değerlendirmeler yapılmadan, sanığın lehine olduğu değerlendirilerek, sanık önce mahkum edilmekte sonra da mahkumiyet hükmünün geri bırakılmasına karar verilmektedir. Bu kararlara karşı itiraz prosedürü işletilerek HAGB kararlarının iptali sağlanabilmektedir.

            Kamu görevlisine görevinden dolayı işlenenler hariç hakaret suçu şikayete tabidir. Bu durum özellikle kişinin hatırasına hakaret suçunun işlenmesi durumunda, ölenin yakınları da yok ise failler hakkında herhangi bir soruşturma yapılmasının önüne geçmektedir. Bu bağlamda, mevzuatta gerekli düzenlemeler yapılarak kişinin hatırasına hakaret suçunun re’sen soruşturulan suçlar kapsamına alınması sağlanabilir.

 

 

ŞEREFE KARŞI SUÇLAR
Scroll Up